4.7.05

“Türkiye coğrafi olarak Avrupa’nın parçası mı; kıtaya ne kadar uzak?” derken, “Türkiye aslında Avrupa’nın tam göbeğinde” deniyor. Sebep, Avrupa’da yaşayan 3 milyon Türk.

Türkiye denince Avrupalıların zihninde canlanan imge, birlikte yaşadıkları Türk toplumu ve onu algılayış biçimleri oluyor. Entegrasyon tartışmalarının yükünü sırtında taşıyan Avrupalı Türkler, bir yandan kendilerini o ülkelerin vatandaşları olarak, birer Avrupalı olarak var etmeye çalışırken, aynı anda Türkiye’yi temsil ediyorlar. Onlar da en az Türkiyedekiler kadar içinde bu tartışmanın. Kimi zaman “siz burda Avrupalı olamadınız ki, ülkeniz Avrupalı olabilsin” türünden açık ya da örtük eleştirilerle karşılaşıyorlar; kimi zamansa kendi Avrupalılıkları sorgulanmasa da bu kez Türkiye’den sorumlu tutuluyorlar. Bir de “Avrupalı Türkler, AB’ye katılım sürecinde etkin rol alamıyor” eleştirileri var. Her açıdan zor bir durum.

Üçüncü kuşağın içinde yaşadıkları topluma tam uyum sağlamış olduklarını görüyoruz. Başarı öyküleri bunu gösteriyor; sayısal veriler bunu destekliyor. O halde iki kimlikli olmanın sorunlarını en az yaşayanlar onlar ve Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmesi konusunda da zor sorularla karşılaşmıyorlar. Gerçekten öyle mi?


21 Aralık 2004 tarihinde Ankara’da bir toplantı yapıldı. Avrupa’da yaşayan Türklerin, Türkiye-AB ilişkilerine etkileri üzerine bir konferanstı bu. Etkinliği düzenleyen Amsterdam Türkevi Araştırmalar Merkezi ile Türkiye’de etkinlik gösteren Politika Merkezi’ydi; odakta da Hollanda örneği vardı.

Konferansın Hollandalı konuğu Amsterdam Üniversitesi Göç ve Etnik Çalışmalar Enstitüsü temsilcisi Jean Tillie, çarpıcı şeyler anlattı. Hollanda’nın 10 yıl kadar önce çok kültürlülük anlayışına “güle güle” dediğini; müslümanları küstürdüklerini ve bugünkü politik durumun da hayli gergin olduğundan bahsetti. İslam dininde kadının kabulleniş biçimini eleştiren filmi yüzünden Theo Van Gogh’un öldürülmesi ve ardından tepki olarak müslüman mekanlarına saldırılar düzenlenmesi politik ortamın gerginliğinde gelinen son noktayı göstermişti zaten.“AB sürecinde kilit önemde olan ne ekonomi ne de Kıbrıs” diyordu Jean Tillie.“Ana tartışma kültürel uyum ve katılımın, birliğe yapacağı politik etki üzerine. “ Avrupalı Türklerin sürece katkısı söz konusu olduğunda, bunun iki türlü olabileceğini belirtti Hollandalı akademisyen: İlki siyasal katılım; ikincisi Türk kültürünü anlatma ve kamuoyu oluşturma. Hangi kanallarda?: Siyasette, medyada ve iş çevrelerinde.

Hollanda’daki Türk sivil toplum örgütlerini de “başarı örneği” olarak gösteriyor Jean Tillie. Özellikle de gönüllü çalışma esasına dayalı kuruluşları. Türklerin, kendi sorunlarını çözdükçe -özellikle elit olanlarının- daha çok entegre olduklarını; güçlendikçe Hollanda toplumuna daha çok bağlandıklarını; aralarındaki iletişimin, bir sosyal ağ olarak, entegrasyonu kolaylaştırdığını ifade etti, ve kendi içlerindeki farklılıkları aşarlarsa, daha büyük işler başarabileceklerini ekledi, 21 Aralık’ta Ankara’da yapılan toplantıda, Amsterdam Üniversitesi Göç ve Etnik Çalışmalar Merkezi temsilcisi Jean Tillie.

24.7.03



Basından....



Can Dündar:

"Kimliğin içinde sizi yoğuran pek çok şey var. Etnik kökeniniz, mensup olduğunuz inanç sistemi, doğduğunuz yöre ve aile, kimliği belirginleştiriyor. Mardin'deki bir Süryani, aynı zamanda hem Mardinli, hem Süryani, hem de güneydoğulu bir Türkiye yurttaşı. Bu yüzden kimliklerin tamamen herkesin kendi donanımına göre, istediğince edinebildiği ve özgürce yaşayabildiği bir şey olması lazım."

"Anne tarafından Tatarım. Babam buralı. Kendimi her ne kadar Avrupalı hissetsem de, kimlik bazında, Tatarların çiğ börek yapma özgürlüğünün başta savunucusu olurum. Kimlikle Avrupalılığı karıştırmamak lazım. Avrupalılığı, kimliğiimi yaşatabilmek ve savunabilmek için de istiyorum."

"Doğulu-Batılı ikilemini yaşıyorum. Ülkeye hangi sınırdan girdiğinizle çok ilgili. Türkiye'ye doğudan; İran, Irak veya Azerbaycan'dan giriyorsanız müthiş Batılı bir ülkeye geldiğinize inanıyorsunuz. Oysa Paris, Londra veya Viyana'dan geliyorsanız, kendinizi Doğuda buluyorsunuz. "

"Akdenizlilik, Arap, Kafkas ve batı kültürü bir arada yaşıyor bu topraklarda. Avrupalılıktan ziyade, uygarlık ailesinin bir parçası olmayı anlamak lazım. Avrupa'nın sahip olduğu değerler öne çıkmalı. Yoksa o kıtaya dahil olup olmamak çok da önemli değil. (...) AB'yi bir kıtayı ilhak etmekten ziyade, belli bir düşünce ailesinin çatısı altında bulunmak olarak görüyorum." (Kaynak: Güncel Haber,(Avrupa Komisyonu Türkiye Temsilciliği Yayını))


Nasuh Mahruki:

"Türkiye kendine özgü, köklü, güçlü ve oturmuş bir kültüre sahip. Türk insanının üzerinde Orta Asya, Anadolu'nun eski halklarının ve Osmanlı dönemindeki ilişkilerinden kaynaklanan bir Avrupa kültürünün izleri ve Osmanlılık var. Kendimi Avrupalı hissediyorum ama bir o kadar da Osmanlı hissediyorum."

"Türkiye, AB kimliğine hem yakın, hem uzak. (...) Alışkanlıkların değiştirilmesi lazım ve bu çok zor. Her sistem kendi dengelerini yaratır ve sistemin içinde birileri bundan menfaat sağlar. Dengeyi bozduğunuzda, menfaat sağlayanların işi zorlaşıyor, alıştığı düzen bozuluyor. Bu düzen, ülke ve kendisi için faydalı olsa dahi, kısa dönemde cevabını alamayacağı için direnç gösterme riski var. Toplumun topyekün bir mutabakata varması lazım. Siyasi iradeye büyük görev düşüyor. Halk değişime ve gelişime açık. Kısa dönemde AB kapılarının Türkiye'ye açılacağını sanmıyorum. Zaman alacak." (Kaynak: Güncel Haber, Avrupa Komisyonu Türkiye Temsilciliği, Ekim 2003)


Güher-Süher Pekinel:

SP: "Ben, genlerinde "mistik bir asyalı", düşüncelerinde "tutkulu bir Avrupalı", hislerinde her acıyı ve sevinci paylaşma ihtiyacı ile bir "dünya vatandaşıyım. Bunların tümünü birlikte yaşayabilmem yarının Avrupasına inançla bakmamı sağlıyor."

"Din ve kültür farklılıkları ilk bakışta engel oluştursa da zaman geçtikçe Avrupa'daki yerleşik Türklerin, özellikle üçüncü kuşağın yaşadıkları ortama çok daha doğal bir uyum sağladıklarını görüyorum. (...) Avrupa yalnızca bir din birliği olmadığı gibi, kültürel farklılıklar da düşmanlıkların değil, zenginliklerin kaynağıdır."

GP: "Türkiye, Kopenhag kriterlerinin içinde var olan kavramları uygulamaya başladığı günden beri uzun bir mesafe alması gerektiğinin bilincinde." (Kaynak: Güncel Haber, Avrupa Komisyonu Türkiye Temsilciliği Yayını, Mayıs 2002)

Celal Doğan (Gaziantep Belediye Başkanı):

"Avrupa bir klüp değildir. Bir değerler malzemesidir. Bu malzemenin bazı değerleri şehrimizde mevcuttur. (...) Avrupalılık eğer bir çağdaşlıksa, yaşama biçimiyse, özgün yaşamaksa, insana saygıysa, hukukun üstünlüğüyse Gaziantepli olarak kendimi Avrupalı hissediyorum. (...) Din ve kültür farklılığı gibi bir sorunun sorulması bile Avrupa'nın hoşgörü değerleri ile bağdaşmaz. (Ğüncel Haber, Haziran-Temmuz 2003)

ANA SAYFA